
Bu ilk blog yazımda, “Melekler ve Şeytanlar” adlı kitaptan yine aynı isimle uyarlanarak yayınlanan film hakkındaki düşüncelerimi sunmak istiyorum. Fakat yazının buradan sonrasına devam etmeden önce, bir konuda uyarıda bulunmak istiyorum; Eğer kitabı okumadıysanız ya da filmi izlemediyseniz, kitabın/filmin konusunu ve önemli (ve de film boyunca gizemli) noktalarını “katil bahçıvan” misali karşınızda bulabilirsiniz. Eğer kitabı okumaya – filmi izlemeye niyetliyseniz, buradan sonrasını okumayınız. Benden uyarması
Bu filmi birkaç hafta önce izledim ve izlemeden önce (yaklaşık 2 sene önce sanırım) kitabını 2 kez okumuştum. O yüzden, filmin benim için bir hayal kırıklığı olduğunu söyleyebilirim. Her şeyden önce Tom Hanks (ki oyunculuğunu oldukça severim), Robert Langdon rolüne hiç uygun değil. Kafamda canlandırdığım o tüvit ceketli, geniş omuzlu yüzücü adamla hiç alakası yok. Kitap ve film kıyaslandığında, kitabın (bana göre) birçok önemli ayrıntısı tamamen çıkarılmış filmde ve o boşlukları doldurmaya çalıştıkları şeyler de gidenlerin yerini tutmamış. En başından itibaren atlanan ayrıntılar, kitapta önemli yer tutan CERN direktörü Kohler ‘in filmde hiç bulunmaması, dolayısıyla kitabın girişinde sabaha karşı Kohler ‘in telefonla arayarak özel prototip roketten hızlı uçan uçağını gönderip R. Langdon ‘u Amerika ‘dan İsviçre’ye 1-2 saatte getirtmesi, normalde kaçırılan 4 kardinalin ölmesi gerekirken, Langdon ‘un sonuncuyu suda boğulmaktan kurtarması, helikopter sahnesinde Camerlengo ‘nun R. Langdon ile birlikte uçması gerekirken tek başına uçması ve (filmi sadece 1 kez izlediğim için muhtemelen daha ufak detayları hatırlamadığımdan dolayı) sayamayacağım kadar çok detay kitapta varken filmde yok.
Bu noktada sunulacak karşı fikirlerden biri de, 500 küsur sayfalık kitabı 2 saatlik bir filme sığdırmak için bu tür şeylerin yapılması gerektiğidir. Kısmen katılsam da, gözümüzün önündeki Yüzüklerin Efendisi uyarlamasına bakınca, pek samimi gelmiyor bu bahane.
Film bence oldukça aceleye getirilmiş, çünkü tüm film akışı boyunca hep bir aceleyle finale ulaşma çabası sezinliyorum ve bu fikrimi destekleyecek en önemli ayrıntılardan biri de, film boyunca uğranılan kiliseler, gösterilen tarihi eserler vb. (Küçük bir parantez açmak istiyorum burada. Yıllar önce, lise 1’deyken seçmeli ders olarak Sanat Tarihi almıştık ve ben o dersin etkisiyle, tüm tarihi eserlere karşı ekstra bir sempati duydum. Melekler ve Şeytanlar ‘ın kitabını çok sevmemin bir nedeni de oydu sanırım, tüm kitap boyunca heykel, mabet, resim, fresk vb. ne varsa aşırı doz aldım ve bir hayli meraklandım o eserler için. Evet burada kapıyoruz parantezimizi.) O kadar yarım açılarla çekilmiş ki tüm o tarihi eserlerin olduğu kareler, söz konusu kiliseleri, heykelleri, resimleri doya doya göremiyorsunuz. 2 saniye içinde, yakın açıyla Tom Hanks ‘in artık tombullaşmaya başlamış yanaklarını izliyoruz onun yerine.
Toparlamak gerekirse, film benim açımdan ikinci sınıf bir Hollywood aksiyon filminin ötesine geçemedi. Zaten IMDB notuna bakarsanız (linki şurada), 42.381 kişinin oy ortalaması 6.8 görünüyor. Fena değil, ama iyi de değil demek bu 6.8 ‘lik ortalama. Tom Hanks ‘in çok sevilen bir oyuncu olması da çok büyük bir yükseliş ivmesi veremedi filme.